Bir şeyi neden yaptığımızı sorgularken kendimizden şaşırtıcı bir saflık bekliyoruz. Sevilmek, görülmek, takdir edilmek istiyorsak yaptığımız şeyin değerinden şüphe ediyoruz. Oysa insan davranışının arkasında çoğu zaman tek bir neden yok. Belki de mesele motivasyonlarımızı arındırmak değil, hangisinin direksiyonda olduğunu fark etmek.
Son zamanlarda hayatımda daha fazla üretmeye başladım. Şarkılar yazıyorum, tiyatro yapıyorum, yazıyorum. Bir süre önce bütün bunları aynı yerde toplamak için kişisel bir internet sitesi hazırladım.
Site tamamlanıp karşıma çıktığında hoşuma gitti.
Yaptığım şeyleri bir arada görmek bana garip bir mutluluk verdi. “Bunların hepsini ben mi yapıyorum?” diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Sonra başka bir ses geldi:
“Bunları gerçekten kendini ifade etmek için mi yapıyorsun, yoksa insanlar görsün ve ‘Vay be, neler yapıyor’ desinler diye mi?”
Soru rahatsız ediciydi.
Çünkü ikinci ihtimalin içinde hiç hoşlanmadığım kelimeler vardı: gösteriş, onay ihtiyacı, kendini kanıtlama…
Bir anda yaptığım şeylerin arkasında “doğru” motivasyonu bulmam gerekiyormuş gibi hissettim.
İnsan tek bir nedenle hareket etmiyor
Psikolojide motivasyon genellikle içsel ve dışsal motivasyon olarak ayrılır. Edward Deci ve Richard Ryan’ın geliştirdiği Öz Belirleme Kuramı, yaptığımız bir şeyden aldığımız tatmin ile dışarıdan gelen ödül ve beklentiler arasındaki ilişkiyi uzun yıllardır inceliyor.
Fakat gerçek hayat, iki ayrı kutudan oluşmuyor.
Bir müzisyen müzik yapmayı sevip aynı zamanda alkışlanmak isteyebilir. Bir çalışan yaptığı işten anlam bulup terfi etmeyi de önemseyebilir. Bir yazar yazmaktan hoşlanırken okunmak isteyebilir.
Ben de kendi soruma bakınca bunu fark ettim.
Hazırladığım şarkıları gerçekten dinliyorum. Özellikle sözleri benim için önemli. Bazen kendi şarkımı dinlerken gözlerim doluyor.
Tiyatroda ise başka bir şey oluyor. Seyircinin tepkisi güzel ama beni asıl çeken, perde açılmadan hemen önce hissettiğim o heyecan ve sahnede olma hali.
Bunların yanında insanların yaptıklarımı görmesi de hoşuma gidiyor.
Demek ki cevap tek değilmiş.
Peki hangisi gerçek?
Bir süre sonra kendime başka bir soru sordum:
“Hiç kimse görmeyecek olsa yine yapar mıydım?”
Cevabım şaşırtıcı derecede netti:
Evet.
Şarkılarımı yine yapardım. Çünkü onları kendim de dinliyorum.
Tiyatroya yine giderdim. Çünkü sahnede olmayı seviyorum.
Yazmaya yine devam ederdim. Çünkü bazen düşüncelerimi ancak yazarken gerçekten anlayabiliyorum.
Sonra tersini düşündüm.
İnsanların görmesi ve beğenmesi hoşuma gidiyor mu?
Buna da cevabım evet.
Hatta geçmişimde önemli birinin bütün bunları görüp “Bak neler yapmış” diye düşünmesi fikrinin içimde küçük bir tatmin yaratabileceğini bile kabul etmek zorunda kaldım.
İşte tam burada kendimle ilgili önemli bir şey fark ettim.
Motivasyonlarımın yüzde yüz saf olmasına ihtiyacım yoktu.
Kendimizi neden bu kadar sert yargılıyoruz?
Bazen içimizde “iyi” ve “kötü” motivasyonlardan oluşan hayali bir mahkeme kuruyoruz.
Kendim için yapıyorsam iyi.
Başkaları beğensin istiyorsam kötü.
Sevdiğim için yapıyorsam iyi.
Takdir edilmek istiyorsam kötü.
Kendimi ifade ediyorsam iyi.
Birine bir şey kanıtlamak istiyorsam kötü.
Oysa insan bundan daha karmaşık.
Bir davranışın içinde aynı anda sevgi, merak, haz, korku, görülme isteği, rekabet ve kendini kanıtlama arzusu bulunabilir.
Bence yetişkinlik bunların içinden yalnızca “güzel” olanları seçip diğerlerini inkâr etmek değil.
Hepsine bakabilmek.
Direksiyonda kim var?
Benim için asıl soru sonunda bu oldu.
Yaptığım şeyin içinde takdir edilme isteği olabilir. Peki direksiyonda o mu var?
Bunu anlamanın yollarından biri, dışarıdan gelen ödülü zihnimizde ortadan kaldırmak.
Kimse okumasa yine yazar mıyım?
Kimse alkışlamasa yine sahneye çıkmak ister miyim?
Kimse dinlemese yine o şarkıyı yapmak ister miyim?
Cevap evetse, dışarıdan gelen takdir motivasyonlarımızdan biri olabilir ama tek yakıtımız değildir.
Bunun tersi de mümkün.
Bir zamanlar keyif aldığımız şeyi artık yalnızca insanların bizden beklediği kimliği korumak için yapıyorsak durup bakmak gerekebilir.
Çünkü kendimizi ifade etmek için başladığımız bir şey, fark etmeden kendimizi kanıtlamak zorunda olduğumuz yeni bir sahneye dönüşebilir.
İlk seyirci
Kendi internet siteme tekrar baktığımda artık biraz farklı görüyorum.
Sürekli yeni bir şey eklemem gerekmediğini fark ettim. Yeni şarkılar, yeni yazılar, yeni başarılar koyarak kendimi güncel tutmak zorunda değilim.
Şu anki hali zaten beni anlatıyor.
Ve belki benim için en önemli değişiklik de burada.
Eskiden sorum daha çok “Beni görüyorlar mı?” olabilirdi.
Şimdi başka bir soru ortaya çıkıyor:
“Ben kendimi görüyor muyum?”
Yaptığım şeyleri bir arada gördüğümde hissettiğim mutluluğun önemli bir kısmı sanırım buradan geliyor.
Elbette görülmek hâlâ güzel. Takdir edilmek güzel. Alkış güzel. Birinin “Vay be” demesi güzel.
Bunları istemediğimi söylemeye ihtiyacım yok.
Çünkü artık motivasyonlarımın kusursuz ve yüzde yüz saf olması gerektiğine inanmıyorum.
Belki önemli olan içimizde yalnızca doğru nedenleri bulmak değil.
Bütün nedenlerimizi görebilecek kadar kendimize dürüst olmak ve hangisinin direksiyonda olduğuna karar verebilmek.